test

Atatürk’ün masasına kimse oturamıyor / 100 yıllık müze gibi restoran

İstanbul’un en tarihi restoranlarından birisi olan ve içerisinde Atatürk’ün de masasının bulunduğu Rejans, bundan 6 yıl önce el değiştirdi. Restoranı tarihe duyduğu saygıdan dolayı satın alan Güney Afrika doğumlu Mike Norman, dünyanın en ünlü yazarlarından Agatha Christie, dönemin ajanı Mata Hari ve İspanya kraliçesinin de müdavimleri arasında olduğu bu Rus restoranının ismini “1924 İstanbul” olarak değiştirdi. “Antikacıları tek tek dolaşıp, ne kadar eski tabak, çatal, kaşık ve bıçak varsa hepsini satın aldım. Hedefim para değil. Tarihi yaşatmak için bu restoranı aldım” diyen dünyaca ünlü şef Mike Norman hikayesini ChefStory izleyenleri için anlattı.

Mike Norman, 1964 yılında Cape Town’da doğduğunda hayatının onu Türkiye’ye sürükleyip adı Atatürk ile anılan bir restoranın sahibi olacağını ailesinden kimse tahmin etmezdi muhtemelen. Hatta o dönemin şartlarında ailesinin Türkiye’nin adını bile duymaması kuvvetle muhtemeldir. Ama hayat işte, ırkçılık savaşlarının ortasında Güney Afrika’da doğan bir adam şu anda eski adı ile Rejans, yeni adı ile de İstanbul 1924’ün sahibi konumunda. İstanbul 1924’ün hikayesini anlatmadan önce Norman’ın hikayesi ile başlayalım…

Aslen İrlandalı olan ve 1964’nın Kasım ayında doğan Norman, kendi ifadesi ile klasik bir Güney Afrika çocukluğu geçirir. 13 yaşında iken anne babasını kaybetmesi nedeniyle hayatının kalanı yetimhanede geçer. Üniversiteye gidemediği için 18 yaşında askerliğin yolunu tutar ve 3 sene askerde kalır. Şeflik kariyerinin başlangıcı da askerlik olur. Tank şoförlüğü yapmak istemeyince üstleri onu mutfağa sokar ve bir daha da oradan çıkamaz…

Askerlik zamanında hafta sonları izne çıkan Norman, aynı zamanda part time olarak otellerde çalışır. Esas merağı da otellerde iken başlar. Ondaki potansiyeli gören bir şef alıp ufak ufak eğitmeye başlar. Askerden sonra da bu işi yapmaya tam anlamıyla karar verince bir aşçılık okuluna yazılır. Orada hem okur hem de çalışır.

OKULU BİRİNCİLİKLE BİTİRİNCE ALMANYA’YA

Okulu birinci bitiren Norman, ödül için 24 yaşında iken Almanya’ya gönderilir. Orada 1 sene staj yapar ama sonrasında ülkesine dönmesi gerekmektedir. Norman dönmek istemez ve otostopla Avrupa’yı gezmeye karar verir. Amsterdam’da iken büyük bir bir gemide aşçı arandığını yazan bir reklam görür. Hemen başvurur ve iki gün içinde işe başlar. Norman, o dönemi şöyle anlatıyor:

“O zamanlar Cruise gemisiyle ilk 6 ay içinde dünyayı dolaştım. Los Angeles’tan, Karayip Adaları’na, Brezilya’dan Avustralya’ya kadar… 2 sene boyunca cruise’da çalışan Norman, sonra da Güney Afrika’daki otellerde ve ardından Avrupa’da çalışır.

ÇIRAĞAN’LA BİRLİKTE TÜRKİYE MACERASI

Güney Afrika’da birlikte çalıştığı şeflerden biri o dönem Türkiye’den teklif alıp Çırağan Sarayı’nda çalışmaya başlayınca kader de yavaş yavaş ağlarını örmeye başlar. 33 yaşında iken Türkiye’ye gelen Norman, şefiyle beraber Çırağan Sarayı Kempinski’de işe başlar. Çırağan’da yıllar içerisinde executive şefliğe yükselen Norman, iki sene boyunca da baş aşçılık yapar.

Ancak küçük yaşlardan bu yana aklı hep kendi işletmesini açmak olan Norman, 5 yılın ardından bir yol ayrımına geldiğini hisseder. İstanbul’u çok sevdiği için bir yandan İstanbul’da kalmak, ama bir yandan da ne yapabileceğine bakmak ister. Şöyle devam ediyor:

“O dönem İtalyan bir arkadaşımla ortak restoran açtık. İstanbul’da o zamanlar en iyi restoranlar otellerde vardı, yabancı tarz restoranlar çok değildi. Ben o yolu açmak istedim ve bir fine dining restoran kurduk. Türikye içinde gerçek fine dining restoranı ilk biz yaptık diyebilirim.

Bu maceramız 4 sene sürdü. Ama iş yapmak farklı, aşçılık farklı. Bu babamın parası değil, kendi param. Aşçılık için restoran açtım ama iş adamı olarak hiç düşünmedim. Tamam para kaybetmiyorum ama kazanmıyorum da. 3 seneden sonra bir şey yapmak lazım diye düşündüm ve biz restoranı kapattık. Aynı anda Türkiye’de sorunlar, krizler, depremler var. Restoranı kapattık ama hala tecrübe var. O zaman da ben Türkiye’de biraz isim yapmış oldum. Kendi işimde danışmanlık vermeye başladım. “

ATATÜRK’ÜN MASASI SONSUZA KADAR REZERVE

Aklı halen kendi restoranını açmakta olan Norman, bir yandan da mekan aramaktadır. İşte o zaman karşısına 1924 yılında açılan Rejans çıkar:

“Bu bölgede 10-12 sene dolaştım. o zamanlar zaten yemek yemiştim. Tarihini de okudum, 1924 yılında açılmış bir Rus lokantası çok etkileyiciydi. Bolşevik devrimi zamanında Rusya’dan kaçan iki zengin Rus kadının açtığı bir restoran. Rejans o zaman en lüks restoranlardan birisiydi ve sahiplerinin kapatmak istediğini öğrendik. Almadan önce ben biraz da okudum bu restoranda ne tarih var diye. Atatürk’ün favori restoranı, Agatha Christie, Ernest Hamingway, herkes burada… Mesela Atatürk her zaman tek başına aynı masada oturur, gül bahçesi seyredermiş burada. Zaten Atatürk’ün masasına hiç kimseyi oturtmuyorum, izin vermiyorum, sonsuza kadar rezerve orası. Aslında şans oldu benim için.”

Birçok insan bana ‘yapma, o restoran bitti gitti, imkansız. Lokasyon iyi değil, ara sokakta’ dedi fakat ben bir şey gördüm burada. İstanbul’da böyle 100 yıllık restoran nerede? Tamam burası zor bir yer ama ben tarihi kurtarmak için yapmak istedim. Hedefim para kazanmak değil, tarihi kurtarmak… “

MÜZE GİBİ RESTORAN

Mekanı aldıktan sonra içerisindeki tarihi kurtarmak için çalışmaya başladıklarını anlatan Norman, “İçerideki objeler çok önemliydi. Tarihi dokuyu devam ettirmek için tüm antikacıları dolaştık, çatallar, bıçaklar, antikalar, mumluklar… Hepsi gümüş eski tarz. Rusya’ya, Gürcistan’a, Azerbaycan’a kadar gittim. Parça parça aldım. 100 yıllık bir piyanıyu gidip Azerbaycan’dan aldık. Şu anda burası adeta bir müze gibi.

Yemek olarak da tarihi korumaya devam ediyoruz. En kolayı bugünün yemeği aslında ama benim hedefim o değil. Restorandaki tüm eski yemmekleri kurtarmak istedim, bazılarında revizyobnlar yaptım. Rus mutfağında tecrübesiz olduğum için aldım elime çantayı, Moskova’ya, Gürcistan’a, Azerbaycan’a, Ermenistan’a gittim. “

Norman bir Rus restoranı olan Rejans’ı şimdilerde Rus, Türk ve Fransız mutfağından örneklerle eskiye sahip çıkan hibrit bir restorana dönüştürmüş durumda. Tarihe olan tutkusu ile Beyoğlu’nda bir kültürü yaşatmaya devam ediyor.

spot_img

SON YAZILAR

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR