Şöhret bize afet getirdi / Dipten zirveye Ziya Şark’ın çarpıcı hikayesi

Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde, 7 kardeşli yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi Ahmet Bingöl. “9 yaşındayken annem bizi fırına koydu. En azından dedi ki ‘Fırında çalışın karnınız doysun.’ Bu sektörü girme sebebimiz yoksulluğumuzdan” sözleriyle çektiği yoksulluğu özetleyen Bingöl, 12 yaşında ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. İlerleyen yıllarda ağabeyi Ziya ile “Ziya Şark Sofrası” adında kebap dükkanı açan Ahmet Bingöl, kısa zamanda büyüdü. Ziya Şark Sofrası, günde 250 bin misafire hizmet veren büyük bir restoran zinciri oldu. Ancak şöhreti kaldıramadılar ve dar boğaza düştüler. Alacaklılar kapıya dayandı, personelin paralarını ödeyemez hale geldiler. Bingöl’ün ağabeyi Ziya, bir gün Florya şubesine gelen haciz memurlarını görünce gururuna yediremedi ve intihar etti. Ziya Şark Sofrası’nın kurucusu Ahmet Bingöl zorluklarla geçen hayat hikayesini ChefStory izleyenleri için anlattı.

Bu hafta sizlere anlatacağımız hikaye yoksulluktan varsıllığa, iflastan zirveye her şeyi yaşayan Ziya Şarf Sofrası’nın kurucusu Ahmet Bingöl’ün hikayesi. Bir dönem restoranlarında günde 250 bin kişi ağırlayan, sonrasında ise dibe vurup tekrar yükselen Ahmet Bingöl 1962 Şanlıurfa Birecik doğumlu. 7 kardeşli bir ailenin 3 numarası olan Ahmet Bingöl, kendisinden büyük 5 kardeşini ise fakirlikten ve yoksulluktan kaybetmiş. Çerçi olan babasının kazandıkları ile geçinmek imkansız olunca annesi onu sırf karnı doysun diye fırına çırak olarak verir. Daha 8-9 yaşlarındayken sabahın beşinde fırına gider bir yandan da okumaya çalışır. Bingöl, aile olarak sadece 3 tane tavuklarının olduğunu ve onların yumurtalarının kendileri için ne kadar kıymetli olduğunu hatırlıyor.

Ailenin durumu kötü olduğu için küçükken en lüks yemeklerinin zeytin olduğunu gözleri dolarak söylüyor: “Benim için ulaşılmayan en önemli şey zeytin. Çünkü zeytin bize lükstü. Tahta kutularda satılırdı, şimdiki gibi yarım kilo filan yok. Kese kağıdına 100 gram sarılır verilirdi. Bir zeytini 20 sefer belki ısırırdık.”

Birecik’te işler pek iyi gitmeyince 1974 yılında orta 1’deyken ailece İstanbul’da olan ağabeyleri Ziya’nın yanına gelmeye karar verirler. Ailecek bir otobüse binerler ve o otobüs ne kadar yüklerini alırsa onu koyup İstanbul’un yolunu tutarlar. Bir yandan kendisi Karaköy’de matbaacılık yapar, iş çıkışlarında da kardeşi ile Beyoğlu’nda sigara ve sakız satar. Bir yandan abisi berberlik yapar, bir taraftan da annesinin halden topladığı balıklar ve sebzelerle karınlarını doyurup geçinmeye çalışırlar. Yani Birecik’teki sıkıntılı hayat İstanbul’da da devam etmektedir.

KARNI DOYSUN DİYE LOKANTACI OLDU

Ahmet Bingöl’ün kaderini çizen olaylardan biri annesinin aynı Birecik’teki gibi onu yine karnı doysun diye bir lokantaya vermesiyle yaşanır. Matbaacılığın tinerli boyalı zor şartlarına dayanamadığını ve devamlı hastalandığını gören annesinin sayesinde bir hemşerilerinin yanında lokantacılığa adım atar. Askerliğe gidene kadar çeşitli yerlerde çalışıp ustalığa kadar yükselen Bingöl, askerden döndükten sonra Bakırköy’de çalıştıkları dükkanın satılığa çıkması üzerine orayı almaya karar verir. Ama tabi para pul yok. Kardeşlerle borç harç dükkanı alırlar almasına ama işletme farklı ustalık farklı işler. Dükkanı işletmeyi başaramayınca kısa sürede iflas bayrağını çekerler ve sahibi oldukları dükkanda yeniden işçi olarak çalışmaya başlarlar.

5 M2’DE MEŞHUR OLDULAR

İşletmeciliği beceremeseler de ustalık baki. Bir kez daha denemeye karar verirler ve bu sefer Aksaray’daki halk pazarında sadece 5 metrekarelik ve içerisinde masa bile olmayan bir barakada ailece kebap yapmaya başlarlar. Ama o küçücük dükkan öyle popüler olur ki kendi ifadesiyle neredeyse her gün halk pazarından bir dükkan daha almaya başlarlar. Kebaplarının ünü Ankara’ya kadar gider, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a bile kebap yedirirler.

İşler büyüyünce Aksaray’da ilk Ziya Şark Sofrası açılır. Dekoru ve yemekler çok dikkat çekince bundan sonra Bingöl Ailesi için şöhret zamanları başlar. Her sene bir dükkan daha açılır ve aile 11 şubeye kadar ulaşır. Avrupasından Amerikasına her yerden franchise talepleri gelmeye başlar, hızla büyürler. Ama büyüme her zaman iyi sonuçlar getirmeyebiliyor. Ahmet Bingöl, ‘şöhret bize afet getirdi’ dediği o günleri şöyle anlatıyor:

ŞÖHRET BİZE AFET GETİRDİ

“Bizim kardeşler arasında hiçbir kardeş kimsenin kuruşuna tenezzül etmez. Rahmetli Ziya abi kasayı açmasını bilmez. Ama bizim batışımız kendi egolarımızdan, alt yapımızın olmamasından. Bazen şöhret afet getirir diye bir laf var. Zenginlik derler ki ateş. Ateşi elinle tutabilir misin, üzerine oturabilir misin? Sanatçı olur, politikacı, futbolcu olur, yaşantısı, hal ve hareketleri değişir. Biz de taşıyamadık işte. Bir ürün satmaya kalk çok kolay satarsın ama parayı toplayamazsın. Şubeleri kendi aramızda paylaştık, yanlış yatırımlar yaptık, obez büyüdük. Yeterli bilgimiz de yoktu. Ben rahmetliyle kaldım. Sonra zaten rahmetlinin o malum olayı oldu. Sıkıntıya girmiştik, avukatımız vardı, ben de dükkandaydım. Avukatımız ‘Ahmet Bey, dükkana haciz gelecek, sen dükkanda durma, git biz hallederiz’ dedi. Yolda da telefon ettiler böyle bir olay oldu, tabi malum olayı yaşadık. Bugün insanın kedisi, köpeği oluyor psikoloğa gidiyor. Biz onu atlattık, orada biz demirdik, çelik olduk. Bazı olaylar bizi çelik yaptı.

RAHMETLİ ÜST ÜSTE GELEN OLAYLARA DAYANAMADI

Bazı duygular anlatılmaz be kardeşim, yaşamak lazım. Rahmetlinin de bir oğlu vardı, vefat etti, yüreği yaralıydı. Bazı şeyler üst üste geldi mi, bazen insanın dayanma gücü kalmıyor, enerjisi bitiyor. Herkesin bir dayanma gücü var. Yüreği yaralıydı, oğlunun vefatı vardı, kendisi beyin kanaması geçirmişti, üstüne haciz, var var var.. Ama ne diyeceksin kader bu.

Zor zamanlarımızda bize o zaman un veren un vermedi, yağ veren yağ vermedi, şeker veren şeker vermedi, et veren et vermedi. Dostum diyen adam bir takım et vermedi. Bir takım et dediğim şu an 250 kilo bir et, onu vermedi dostum diyen adam. Biz o günleri yaşadık. Benim işten çıkarmadığım işçim benim işten çıkardı dedi, tazminat davası açtı. Hainlik eden çok oldu, dar zamanlarda çok para ödedik. Ama bizimle kader birliği edenler de oldu, çoğu da şimdi ortağım. Bundan 40 sene önce benimle bulaşıkçılık yapan benim ortağım. Muhasebecilik yapan, alım satımcı ortağım, garsonluk yapan benim ortağım. Huyunu suyunu bildiğim elemanları artık şubelere ortak ediyorum. Aynı zamanda kendi maaşını da alıyor, dükkana da sahip çıkıyor.

HAYATTA EN KÖTÜ ŞEY BORÇLU OLMAK

Hayatta en kötü şey ne biliyor musun; bazen insanlar diyor ki, abi hayatta en önemli şey sağlık. Ben diyorum ki, sağlık değil. Abi sağlıktan da önemli ne var? Ben diyorum ki sağlıktan önemli borçsuz olmak var. En önemli şey borçsuz olmak. Borçlu oldun mu, sağlığın, akıl, eş, dost, akraba gidiyor, her şey gidiyor. Şimdi benim borcum yok, dünyanın en zengin adamıyım. Açlıkla tokluk bir simittir. Bir simitle aç olursun, bir simitle doyarsın. Simit de alamazsan bir ekmek alırsın. Ben zaman zaman onu da yaptım. Fırının önünden bir ekmek alıp poşete koyup yiye yiye gittim. Altımdaki arabaya haciz de geldi, bir sürü hikaye var. “

Ahmet Bingöl, herşeyin çok iyi gittiği ve 11 şubeye ulaştıkları dönemde günde 250 bin kişiye kadar ağırladıklarını şöyle anlatıyor:

BIÇAK ÇEKENİ DE GÖRDÜK EL UZATANI DA

“Bolu’da otobanda yerimiz vardı, Fatih’te, Aksaray’da kuyruk oluyordu. Dudullu tepede bir yerimiz vardı, 270 dönüm. Panayırdı kardeşim… Beylikdüzü’nde ve Çubuklu’daki yerlerimiz biner kişilikti, bir sürü franchise vardı. Var oğlu vardı… Hepsini kapattık. Gemiden düşerken yükü boşaltırsın ya… Seferberlik yaptık çıktık.

Sıkıntıya düştüğümüz dönem bir arkadaşım vardı iflas erteleme alalım dedi. Ya kebapçının iflas ertelemesi mi olur? Ama oldu. Kayyum atandı, elimizde avucumuzda ne varsa sattık. Benim o zaman arsam vardı, şimdi 40 milyon TL. o zaman sattım 900 bin liraya. Evim vardı, bağım, bahçem vardı, hepsini sattık. Allah’ım dedim benim borcum bitmeden canımı alma. Türkiye’de 1.5 senede iflas ertelemeden çıkan firma yok. Borcumuzu ödedik, iflas ertelemeden çıktık.

Dünyada en zor şey borçlu olmak. Bizim toplumda bıçak çekilir, bazen de insan düşeni çamurdan çıkarır. Onların hepsini yaşadık. Düştüğümüz zaman bıçak çekeni de gördük, çamurdan bize el uzatıp çekeni de gördük.”

Borçları kapatıp düze çıktıktan sonra tekrar restoranlar açmaya başlayan Ahmet Bingöl’ün şu anda Ziya Şark olarak 6, Birecikli olarak da 4 şubesi bulunuyor ve bu restoranlarda toplam 500 kişi çalışıyor. ‘O bana bir takım et vermeyenler var ya, bin lira için dükkana gelenler, peynir, et, süt vermeyenler var ya… Şu anda borcumuz da harcımız da yok. Bu videoyu seyretsinler, bu yazıyı okusunlar’ diyerek sitemini dile getiriyor.

DIŞARIDAN ÜNİVERSİTEYİ BİTİRDİ

İlkokul mezunu olan Ahmet Bingöl, orta okul ve liseyi dışarıdan okuduktan sonra o sıkıntılı dönemde açık öğretime girip üniversite bitiriyor ve kızıyla aynı anda mezun oluyor. 55 yaşında üniversite diplomasını eline alıyor.

Yaşadıklarının artık kendisini çelikleştirdiğini söyleyen Bingöl, “Allah göstermesin bugün her şeyimi kaybetsem aynı enerjiyle başlarım. Çünkü insan ümidini kaybetmemesi lazım. Ümidini kaybeden adam her şeyini kaybetmiştir. Bak benim önlüğüm orada asılıdır. Hemen önlüğümü takarım, yolda geçerken para bulurum. Yaşım 60, yeri gelir 20 saat çalışırım.” diyor.

spot_img

SON YAZILAR

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR