Bu kazmaya o para verilir mi dediler / Servet Çetin’in hikayesi

Profesyonel futbolculuk kariyerinde Kartalspor, Göztepe, Denizlispor, Fenerbahçe, Sivasspor, Galatasaray, Eskişehirspor, Mersin ve A Milli Takım formaları giyen Servet Çetin, hayat hikayesini SportBox’a anlattı. Futbolculuk öncesi yaptığı işlerden futbolculuğa nasıl başladığına, kazandığı ilk paradan hedeflerine kadar farklı konulara değinen Servet Çetin, Sivasspor’da yardımcı antrenör olarak devam ettiği kariyerini bir gün teknik direktör olarak da taçlandırmak istiyor. İşte tam bir futbol emekçisi olan Servet Çetin’in ilham veren hayat hikayesi…

ONUNKİSİ BİR GÖÇ HİKAYESİ

Iğdır’a bağlı Tuzluca beldesinde doğan Servet Çetin’in hayat hikayesi aslında henüz 2-3 yaşlarındayken 11 kardeşli ailesiyle birlikte İstanbul’a göçmesiyle başlıyor. Babası elinden geldiği kadar ailesini geçindirmeye çalışsa da İstanbul’da bu kadar kalabalık bir nüfusla barınmak kolay değil. Ekonomik durumları kötü olsa da tüm kardeşler bir yandan çalışıp bir yandan okuyarak aileye destek oluyorlar ve kimseye muhtaç olmadan bir hayat kurmayı başarıyorlar.

Küçük yaşlardan itibaren ayakkabı boyacılığından tornacılığa, simit satmaktan zerzevatçılığa kadar bir çok iş yapan Servet Çetin’in kaderini değiştiren elbette futbol tutkusu oluyoır. O dönem herkes gibi mahalle aralarında futbol oynayan Servet, mahalleden bir abisinin dikkatini çekince onu Kartalspor’a denemeye götürüyorlar. Ancak durum o kadar sıkıntılı ki, Kartalspor’un istediği 12 tane vesikalık fotoğrafı çektirecek para bile yok. Kendisi gidip bir şeyler satıp o parayı denkleştiriyor ve fotoğrafları çektiriyor. O kadar zor zamanlardan bahsediyoruz.

ABİSİNİN YERİNE FUTBOLCU OLDU

Aslında Kartalspor’la futbola başlaması çok enteresan bir hikaye. Onu da şöyle anlatıyor:

“Mahalleden Baki abimiz bir gün beni Kartalspor’a denemeye götürdü. Kartalspor’un da sahası o zaman tadilatta, Cevizli’de yapıyor antrenmanları. Tabi ben gittim beğendiler, resim, kimlik istediler lisans çıkaracaklar. Cevizli’ye gitmek için trene binmem lazım ama para yok, kaçak biniyoruz. Bekçi yakaladı mı dövüyor, kulağımızı çekiyor, bir sürü sıkıntı. Baktım olmayacak, ‘ben gelemeyeceğim’ dedim, resimleri ve kimliği geri istedim.

Benden sonra İrfan abimi de beğendiler ve o Kartalspor’un lisanslı oyuncusu oldu. Artık antrenmanları da Kartal’da yapıyorlardı. Bir gün hocası eve telefon açtı İrfan’la görüşmek için, o zaman cep telefonu falan yok tabi, dedim İrfan yok şu an. ‘Ne zaman gelir’ dedi, ‘hocam bilmiyorum ki’ dedim. Bu sefer de ‘sen top oynamasını biliyor musun’ diye sordu. Biliyorum hocam dedim, aldım çantayı gittim. O gün oynadık ve beni beğendiler, lisansımı çıkardılar, sonra ben futbolcu oldum, birader olamadı. Aslında benden çok çok daha yetenekliydi, ben onun yanında yetenek anlamında sıfır. Ama ben azimliydim, çok çalışıyordum, o biraz gamsızdı. O hem ön liberoydu, hem stoper de oynuyordu, iki ayağını kullanan yetenekli, iki ayağıyla şut atan, top atan, savunması iyi, ama nasip bize oldu. Ben çok çalıştım azmettim.”

AYAKKABI BOYARKEN HOCASI İLE KARŞILAŞTI

Servet Çetin bir yandan Kartalspor’da alt yapıda oynarken bir yandan da tren istasyonlarında ayakkabı boyacılığı yapar. Şöyle devam ediyor:

“Orada bir gün hocamı gördüm, utandım, saklanmaya çalışıyorum. Ama düşününce de ne gerek var yani, hayatın gerçekleri bunlar, çalışacaksın. Tornacıda çalıştım, o tornada ellerimize ayaklarımıza diken gibi şeyler batıyor, akşam eve gidiyorum uyuyamıyorum, onlar acıyor. Zerzevatçılık yapmışımdır, bilirsiniz eskiden araba üzerinde bir şeyler satılırdı, biz arkada mikrofonla bağırıp satmaya çalışıyoruz. Esmerliğim biraz da oradan gelmiştir, güneşte yana yana böyle olduk.

ÇOK ZORLUK YAŞADIK, İYİ Kİ YAŞAMIŞIZ, PES ETMEMEYİ ÖĞRENDİK

Ama iyi ki de o yolları geçmişim, şu anki durumumu, konumumu ve imkanlarımın kıymetini biliyorum. Zorluklarla mücadele etmeyi öğreniyorsun, hayatla mücadele etmeyi öğreniyorsun, benim yaşantıma çok artıları oldu. Bir de kalabalık ailesin, imkanlar çok yok. Eve etli bir yemek girdiği zaman bayram ederdin, o derece… Salonda 3 tane kanepe vardı, birinde annem, birinde babam, birinde ben yatardım. Bir gün şunu hatırlıyorum, babam çok hasta öksürüyor, ateşi var, annem babama ‘gitme, işe bu halle gidilir mi’ diyor, babam da ‘tabi gideceğiz, bu çocuk ne yiyecek’ diyor. Benim uyuduğumu sanıyorlardı ama ben bunları hep duydum ve çok azmettim futbolcu olabilmek için, o yüzden hep kulüplerde kaldım, kendime bakayım ve iyi besleneyim diye. Bunları yaşamam, duymam, görmem ve azmetmem bir yerlere gelebilmemde çok önemli oldu. Çok zorluklar oldu ama iyi ki de böyle yetişmişiz.

Ben mesela türküleri çok severim. Türküyü dinlerdim, iyice bunalım yapardım. Evin halini, babamın o durumunu düşünürdüm. Koşular olurdu idmanlarda ve benim mevkim gereği takım içinde en az koşanlardan birisi olmam gerekiyor. Ama beni kimse geçemezdi koşularda, hele türküyü de taktım mı kulaklığı tur bindirirdim. Kondisyon anlamında oynadığım her takımda laktak testleri, diğer testler filan hep birinci olurdum.

Futbolda bazen öyle bir dönemler oluyor ki, pes etmeniz gerekiyor. Ya lanet olsun diyeceğiniz anlar geliyor ama ben dediğim gibi bu zorlukları yaşadığım için hiçbir zaman demedim. Kariyer anlamında çok engeller çıktı önüme ama ben her zaman şuna inanıyorum; çalışana Allah veriyor. Bugün olmadı ertesi gün, ertesi gün olmadı öbür gün. Bir şekilde Allah kapıları açtı.”

Kartalspor günlerine dönecek olursak Servet Çetin 16 yaşında ilk A takıma çıkışını bugün gibi hatırlıyor. O zaman 500 bin lira para alıyor ki, babasının yıllarca çalışsa kazanamayacağı bir para bu: “İnanamazsın o duyguya. O paraları aldım götürdüm babama verdim, ondan sonra beni kimse tutamadı, nasıl çalışıyorum biliyor musun, motive de olmuşum. Bu paraları kazanıyorum ama anlatılacak gibi değil. Ben de ilk defa o kadar parayı görüyorum. Babam kaç sene çalışsa o paraları alamayacak.”

DENİZLİ’DE İLK TEPKİ: BU KAZMAYA O PARALAR VERİLİR Mİ

Servet Çetin kendisinin de ifade ettiği gibi çok yetenekli değil. ama öyle bir azim ve çalışma hırsı var ki, dağları deler. Kartalspor’da iken bu hırsı ve azmi ile dikkat çekmeye başlayınca Göztepe’nin radarına girer. O dönem yardımcı antrenör olan Feyyaz Uçar Servet’i özellikle ister ve yüksek bonservise rağmen Göztepe’ye aldırır. O dönem Göztepe’nin teknik direktörü de Rıza Çalımbay’dır.

60 milyara Göztepe’ye giden Servet için yöneticiler ‘bu çocuk bu kadar para eder mi’ diye düşünürken, ertesi sene 250 milyar bonservisle Denizli’nin yolunu tutar. Ama orada da benzer tepkilerle karşılaşır. Şöyle anlatıyor:

“Denizlili yöneticiler diyor ki, hocam bu kazmadır, hocam buna verilir mi o kadar para. Hoca demiş ki alın alın… Denizli’de oynarken ben 2 yıl sözleşme yaptım, ama arada beni Galatasaray ve Fenerbahçe istedi. Galatasaray’da Pinto diye bir oyuncu vardı. Galatasaray Pinto’yu ve artı para verecekti. Fenerbahçe de hepsini peşin para verecekti. O yüzden Denizli Fenerbahçe’ye daha sıcak baktı. Transferin son günü ben Ümit Milli Takımı kampında iken 1.5 milyon Euro bonservisle Fenerbahçe’ye transfer oldum. Denizlililer bana kazma diyordu ama Fenerliler ne demiştir bilmiyorum artık…”

AZİZ BAŞKANDAN DÜZENLİ FIRÇA

Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım döneminde 3 yıl kalan Servet, başkandan her hafta fırça yediğini gülerek anlatıyor:

“Aziz Başkan çok iyi bir Fenerbahçeliydi, Fenerbahçe’nin iyiliği için her şeyi yapardı. Zaman zaman o yüzden agresif olduğu dönemler de oluyordu, oyuncuların özel hayatına karışabiliyordu.
Aziz Başkan sıkıntılı dönemlerde Üsküdar’daki ofisine çağırırdı futbolcuyu, konuşurdu ederdi, mesela en çok gidenlerden biri bendim. Her hafta çağırıyordu, fırçalıyordu, gönderiyordu. Artık alışmıştım ben.”

FATİH TERİM’DEN KOMİK BİR HAMİT ALTINTOP ANISI

Galatasaray’daki Fatih Terim günlerinden bahsederken ise biraz daha rahat olduklarını söylüyor:

“Fatih Hoca ilk başlarda daha otoritermiş, millet çekinirmiş. Ama bizim oynadığımız dönemlerde daha yumuşaktı, çok fazla bir sertliğini görmedik, rahatlıkla konuşabiliyorduk. Mesela
Avrupa Şampiyonası’nda Çek Cumhuriyeti maçı vardı. Soyunma odasına 1-0 girdik, Hamit de 11’de oynuyor. Baktım Fatih Hoca çok sakin. Konuştu konuştu, tam böyle sahaya çıkacağız, ‘hadi arkadaşlar şimdi Hamit’i de oyuna alıyoruz’ dedi. Düşün yani zaten 11’de oynuyor. Başladık orada hepimiz gülmeye. 1-0 mağlubuz, ölüm kalım maçı, berabere kalsak bile çıkamayabiliriz ama hocanın rahatlığı bizi olumlu yönde etkiledi. Bağırıp çağırabilirdi de, biz de daha fazla stres yapabilirdik.”

Servet Çetin, çok hırslı ve azimli bir insan olmasına kolay kolay stres yapmadığını ve rahat bir insan olduğunu söylüyor. Özellikle kulaklığını takıp türkülerini dinlemeye başlayınca bambaşka bir moda geçiyor: “Ben derbilerde bile pek heyecan yapmazdım. Hafta içi bütün herkes bu maçı konuşuyor, hazırlanması daha farklı olabiliyor ama ben stres, telaş, kaygı duymazdım. Ben türküyü takarım çıkarım, elimden geleni yaparım, iyi mücadele ederim. Şimdi antrenörken de böyleyim. Hiç stres yapmam, gol yeriz, atarız çok müthiş sevinmem. Daha sakinimdir.”

DAUM’UN ODASINI NASIL BASTI?

Servet rahat olmaya rahat ama iş hakkını aramaya gelince de gözü pek bir şeyi görmüyor. Fenerbahçe’de Daum’la yaşadıkları ve ona söyledikleri pek de herkesin harcı değil. Şöyle anlatıyor:

“Gençken çok farklı oluyorsun, kanın hızlı akıyor, bazı haksızlıklara tahammül edemiyorsun. Fenerbahçe’ye gelmeden önce Daum’un tercümanı Murat Kuş beni aradı, işte hoca seni çok istiyor, 6 ay içinde seni dünya çapında defans oyuncusu yapacak, şöylesin böylesin, ben de gazı aldım, ikna oldum. Geldim, birinci hafta oldu oynatmıyor, ikinci hafta oldu oynatmıyor, üçüncü hafta oldu oynatmıyor. Ben de sinirlendim. Artık dayanamıyorum yani. Almanca, İngilizce bilen bir arkadaşımdan bazı kelimeleri öğrendim, Samandıra’dayız gittim kapısına hocanın, açtım girdim içeri. Hoca bana bakıyor, ben de ona bakıyorum.

‘Mr. Daum, Have you one minute for me, I have a question for you’ dedim. Sonra Almanca biraz da argolu bir şekilde ‘beni neden oynatmıyorsun’ dedim ve çıktım gittim. Hiçbir şey söylemedi. Hafta sonu Galatasaray maçı oynuyoruz, beni 11’de oynattı. Başka birine söylesem bunu var ya… Bir tane daha hikayem vardı. Disiplinsiz bir oyuncu değildim, oynamak istiyorum, o formayı almak, aldığım parayı hak etmek istiyordum. Beni mesela ısınmaya kaldırıyordu, kalkmıyordum ısınmaya. Sonra beni sokuyordu, 85’te 80’de oyuna… Ben 80’de girecek adam mıyım diyordum, girmiyordum. Düşün yani, bunları sen farklı bir hocaya yap, neler yapar sana. Seni kimsin ki, Fenerbahçe camiasından kim üstün olabilir? Kimler gelmiş, ne futbolcular gelmiş, sen Servetsin.

İSMAİL GÜLDÜREN HAKKINI HELAL ETSİN

Bir gün Kadıköy’de maçı oynuyoruz, hoca en son röportajını yapıyor, otobüse binip Samandıra’ya gidiyoruz, yemeğimizi yiyoruz dağılıyoruz. Ben sinirleniyorum hocaya, oynatmıyor ya, Samandıra’dan taksiye atlıyordum evime gidiyordum. Bir iki kere yaptım, bana bir şey demedi. Bir gün giyindim gideceğim, bir baktım İsmail Güldüren, oturmuş otobüste hocanın röportajını bekliyor. Oğlum gel dedim ben seni bırakayım. Ya yok dedi, hoca kızar. Gel oğlum, ben varım bir şey diyemez, aldım götürdüm. Gittik ertesi gün İsmail’i kovdu hoca, gönderdi takımdan. Ben bunu duydum gittim odasına. Dedim ki hocam beni de kov arkadaşımı kovmuşsun. Beni de gönder diyorum hocaya. Fenerbahçe Kulübü’ne gelmişsin, genceciksin, İsmail hakkını helal etsin.

Bence Daum bende o azmi gördü, bendeki isteği gördü. Türk bir hoca olsa böyle bakmayabilirdi. Derdi ki sen kimsin, kadro dışı bırakır gönderirdi. Antrenmanlarda yaptığım agresiflikler için de beni göndermedi. Antrenmanda topu alıyordum, çift kale maç yapıyoruz, kızıyorum hocaya, alıyorum çalım atıyorum kaptırana kadar. Düşün, yaptığım şeye bak, Fenerbahçe Kulübü ya burası. Ona rağmen bana tahammül etti, kadro dışı bırakmadı, sabretti, o anlamda Daum çok önemliydi benim için.”

BREZİLYALILAR GELDİ SERVET GİTTİ

Servet Fenerbahçe’deki üç yılının ardından bir 3 yıllık sözleşme daha yapsa da, Zico’nun gelişi ve Lugano ve Edu ikilisinin defansa oturmasıyla gitmeyi kafasına koyar. O dönemi şöyle anlatıyor:

“Ben kalsam kalırdım, 3 yıl sözleşmem var, param da iyiydi. Ben tabi anladım bir şeyler olacağını. Brezilyalı geldi, Brezilyalıyı getiriyor, onu getirdiler, bunu getirdiler, bana sıkıntı üreteceklerini düşündüm. Bir sürü kulüp istedi o ara beni, Sivasspor 6’ncı haftada iki puanla sonuncuydu. Ben gelirim size dedim ama kiralık gelmem, benim bonservisimi alırsanız gelirim. Bir de ben gelirim ama 1 yıl oynarım, 1 yıl sonra serbest kalırım dedim. Sen şimdi Fenerbahçe’de oynuyorsun, Sivas ise küme düşmenin en büyük adayı. Gittim Sivas’a ve o sene müthiş oynadık. Oradan takımı kurtardık, 6’ncı sırada bitirdik. Sezon bitmesine 11-12 hafta kala Galatasaray’a söz verdim anlaştım. Hatta Galatasaray’la maç oynadık içeride ve ben de çok iyi oynadım, berabere kalmasak Avrupa’ya gideceklerdi, gidemediler.

İnanın büyük takımdan bir Anadolu takımına gidip sonra bir daha buralara gelmek çok zor. Oyuncu psikolojisi kaldırmıyor. Buradan müthiş imkanları görüyorsun, özel uçaklarla gidiyorsun… Sonra bir gidiyorsun bu tarafa, otobüsle yolculuklar, formaların kalitesi farklı, ortam farklı, bıraktığın şartları bulman çok zor.”

BİZ HALA MAÇTAN SONRA ETLİ EKMEK YİYORUZ

Servet’in genç futbolculara en önemli tavsiyesi de çalışmak: “Biraz klasik olacak ama hangi işi yaparsan yap iyi çalışacaksın. Uykunu iyi alacaksın, beslenmeni iyi yapacaksın. Karakter de çok önemli. Sen kendine bakmazsan, bazı şeylerde fedakarlık yapmazsan üst düzeylere gelemiyorsun. Belli bir yere gelirsin orada kalırsın. Başarılı olmak istiyorsan bazı fedakarlıklar yapacaksın. Ben her şeyi yapayım, gezeyim tozayım, onu yapayım, bunu yapayım, olmuyor. Bir yere kadar yaparsın sonra tökezlersin. Sakatlıklar başlar bir yerlere gelemezsin.

Bir de şöyle; Türk futbolcuların en büyük handikapı, biz bu işleri oyunculara bırakıyoruz, çok profesyonel değiliz. Mesela antrenman yaptırıyoruz, bunların sıvıları ve ölçümleri vardır. Bunun dışında bütün futbolcular, beslenmelerini ve fitneslarını kendileri yapıyorlar. Avrupa’ya bakıyorsun, adamların kan testlerini alıyorlar, neye eksiği varsa ona göre çalışmalarını yapıyorlar, nerede fazlası var, sakatlanma riski var mı? Maçlardan sonra çocukların hemen iyi beslenmeleri lazım. Biz pizza söylüyoruz, etli ekmek söylüyoruz, burada bile profesyonel değiliz. Avrupa’ya bakıyorsun çeşit çeşit mineraller, içecekler, gıdalar… Hemen toparlanmaları daha çabuk oluyor. Ben kendim üst üste top oynadım, pilav, et, makarna, hep böyleydi. Hep kendi bildiğim kadarıyla beslenirdim. Uzman birisi olsaydı, ben o kadar çok çalışıyorum, doğru beslensem, doğru sıvıları alsam, doğru antrenmanlar yapsam bireysel olarak çok çok farklı yerlere gelebilirdim.”

TRABZONSPOR’A EFSANE GOLÜ

Servet’in futbolculuk hatıralarına girdiğimiz zaman bir çok insanın hatırlayacağı bir gol var, Eskişehirspor’da herkesi çalımlayarak Trabzon’a attığı gol. Meraklısı Youtube’dan açsın baksın, değme yetenekli futbolcunun atamayacağı bir gol. O gölü de şöyle anlatıyor:

“O maçta ben topu alıp dripling yaparken Ersun Hoca’yı çekmişler, Ersun Hoca bile nereye gidiyorsun Servet diyor. Ben adamı geçince, Necati de forvet oynuyor ama biraz kenarda kaldı çünkü nasılsa ben topu kaptırırım diye düşündü, boşuna koşmayayım dedi. Çok iyi hatırlıyorum o anı. Ama ben adamları geçtikçe baktım Necati de yavaş yavaş ceza sahasında koşmaya başladı. Tabi sonradan golü attıktan sonra bana geldi hemen. Beni de çok severlerdi, ben takım kaptanıydım, benden beklemiyorlardı. Trabzonlular da beklemiyordu.”

TAM BİR FURBOL EMEKÇİSİ

Servet Çetin deyim yerindeyse tam bir futbol emekçisi. Ne kazandığı paralar onu değiştirdi ne de oynadığı takımlar. Şu anda Sivasspor’da yardımcı antrenör olarak yine futbolun yükünü sırtlamış bir şekilde yeşil sahalara emeğini saçmaya devam ediyor. Şöyle anlatıyor:

“Belli bir mevkiiye gelip, belli bir ekonomik düzeye ulaştığınız zaman değişiyorsa, bu insanın karakterinde biraz sıkıntı vardır diye düşünürüm. Varken aynı, yokken aynı olmak lazım. Rızkı veren Allah. Bugün verir sen biraz havaya girersin, insanları küçük görürsün, bir alır elinden ondan sonra görürüsün. Ben o bilinçle bütün bu kazandığım kariyer olsun, maddi imkanlar olsun Allah’a şükür, Allah’ın sayesinde. Biz de tabi emek sarf ettik, çalıştık, o da bizi ödüllendirdi. Bu bilinçle hayatı yaşadığım için biraz param olduğunda öyle değişecek bir insan değilim.

Babam bize ‘oğlum size az vermişimdir ama boğazınızdan hiçbir zaman haram lokma geçirmemişimdir, o yüzden sizin hayırsız bir evlat olacağınızı düşünmüyorum’ derdi, onu hiç unutmam. Ben de çocuklarıma öyle yapmaya çalışıyorum. Para pul tabi ki belli noktalarda önemli ama ben çocuklarıma evler, arabalar, imkanlar sunayım fakat doğru ahlakı vermediğim zaman o paranın da bir değeri yok. Ben önce doğru ahlaklı ve imanlı bir çocuk yetiştirirsem, zaten onlar paranın kıymetini bilir, paraları var diye insanlara farklı gözle bakmazlar, kendilerini büyük görmezler.

Benim hayatımda en mutsuz olduğum an babamı kaybettiğim andır. Çünkü ben babacıyımdır, babamın bizim için yaptıklarını biraz da olsa anlatmaya çalıştım… Bizim için yapmış olduğu fedakarlıkları bizzat gördüğüm için babamı kaybettiğim için çok üzüldüm.”

spot_img

SON YAZILAR

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR