Free Porn
xbporn

buy twitter followers
uk escorts escort
liverpool escort
buy instagram followers

Milli takımda yüzüme bile bakmadılar / Gökhan İnler’in hikayesi

SportBox’ın bu haftaki konuğu kariyerine şu anda Adana Demirspor’da devam eden Gökhan İnler oldu. Profesyonel kariyerinde Zürih ile iki şampiyonluk yaşadıktan sonra sırasıyla Leicester City, Beşiktaş ve Başakşehir ile ligde mutlu sona ulaşan yıldız futbolcu, 3 sezondur da 1. Lig’den Süper Lig’e çıkma başarısı gösterdiği Adana Demirspor için ter döküyor. Futbol kariyerinin başlangıcında büyük umutlarla kapısından içeri girdiği Fenerbahçe ve Galatasaray’dan gönderilen, Türk Milli Takımı’na seçilmeyip İsviçre’yi tercih etmek zorunda kalan Gökhan İnler, yaşadığı her şeyi detaylarıyla anlattı.

Gurbetçi bir ailenin çocuğu olan Gökhan İnler, İsviçre’de doğup büyümüş bir isim. Onun futbolculuğa başlamasının arkasında ise aslında babasının futbol sevdası yatıyor. Hayatı boyu futbolcu olmak isteyen ancak babası tarafından bu isteği kabul görmemesi üzerine içinde uhde kalmasına rağmen oğlunu futbolcu yapmayı başarıyor. Gökhan İnler, babasını ve futbola başlangıcını şöyle anlatıyor:

“Rahmetli babam 2006’da vefat etti. Ben onun sayesinde futbolu ve futbol topunu öğrendim. İlk gün plastik top vardı önümde, hep onunla oynardım, şut çekerdim evde. Babam hep profesyonel bir futbolcu olmak istiyordu. Ama dedem sen çiftliğe git hayvanlarla uğraş demiş ona. Bana zamanında kendisini Beşiktaş’ın denenmeye çağırdığını ama dedemin izin vermemesi yüzünden gidemediğini anlatırdı. Babamın işten dolayı İsviçre’ye gitmesiyle ben orada doğdum ve o günden beri hep arkamdaydı. Hiç pes etmedi, arabayla kilometrelere giderdik, ekstra idmanlar yapardık. Bugün baktığımda benim şut özelliğim var, onu küçüklüğümden beri hep babamla çalıştım.”

Küçüklükten beri hayali futbolculuk olan Gökhan İnler, 13 yaşında okul mu futbolculuk mu ayrımına geldiğinde kararını hiç düşünmeden verip tüm basamakları teker teker çıkmış ve Basel takımında profesyonelliğe adım atmış. Şimdiden bakıp geçmişi anlatınca belki bir çok şey kolay geliyor ama o dönem yaşadığı zorlukları çok iyi hatırlıyor. Şöyle devam ediyor:

ÇOK ZORLUKLAR YAŞADIM

“O kadar çok zorluk yaşadım ki ben bu kariyerde, bilemezsiniz. Dalgalar yüksekti, inişler çıkışlar, her şeyi yaşadım. Bu işte en önemlisi istikrarlı ve kalıcı olabilmek, işte ben onu başardım çünkü futbolu seviyorum. Hiç pes etmedim. Basel’de belki benden önce 10-20 tane daha süper iyi oyuncular vardı, çok yetenekliler vardı ama kimse benim kariyerimi yapamadı. Neden? Çünkü inanılmaz çalıştım. Antrenör bir şey istedi ben daha fazlasını yaptım. Sadece idmanımı yapmadım, ekstra çalışmalar da, ekstra koşular da yaptım. Bunlar sonra sonra geri döndü bana.

Çok çalışmak çok önemli ama akıllı çok çalışmak. Öyle çık 7 saat koş da değil. Bakıyordum benim zaafım ne, onu geliştirmem lazım, onları çalıştım. Fiziksel olarak hep daha fit olmam lazım ötekilere göre, bunları yaptım ben. Babam da her zaman arkamdaydı, sağ olsun buraya kadar geldim.”

TOP NOKTASI NAPOLİ OLDU

İsviçre’deki kariyerinin ardından İtalya’da Napoli’ye transfer olan Gökhan İnler, burada ilk büyük takım tecrübesini yaşar. Tabi kolay değil Maradona’nın damgasını vurduğu bir şehre ve takıma gelmek. Baskı büyük, şehir küçük, ligdeki takımlar zorlu, her maç kazanmayan gerekiyor… Şöyle anlatıyor:

“Futbolcu olsan da hayal edemiyorsun hemen, ama sonra bir şehre geliyorsun büyük transfer olarak geliyorsun ve idol oluyorsun Napoli’de. Futbolcu olarak hayatım orada değişti benim. Napoli’de oynamak kolay değil, her maçı yenmen lazım, baskı var. Kuvvetli bir lig, Seri A en zor liglerden biri. İlk anda hissetmedim ama şehre gelince hissettim önemli bir transfer olduğumu. İmzadan sonra yolda ben yürüyemedim, şehir resmen sevindi. Her şeyi biliyorlar, nerede oturduğunu, kiminlesin falan. O da zordu, kolay bir şey değil ama 4 sene orada kendimi geliştirdim. Mental olarak Napoli benim top noktamdı.

Napoli’de bir yandan kalmamı istediler ama bir yandan da gençlere yatırım yapmak istediler. Bu durumda beni de iyi Leicester’e gönderdiler. Leicester Premier Lig’de tanınmayan küçük bir takımdı. Ama hocamız Ranieri çok iyi bir kadro kurdu. Belki büyük yıldızlar değil ama herkesin yüzde 100’ünü vereceği karakterde oyuncular vardı. Birden takım değişti, ben de oradaydım ve her şeyi gördüm. Herkes her gün her şeyini verdi. Kimse ah buram ağrıyor filan demedi, herkes çalıştı. Hocamız da İtalyan ve İngiliz mantalitesini karıştırdı, iyi bir hamur yaptı. Hepimiz kaynaştık, bir takım olduk.”

İNGİLTERE’DEN BEŞİKTAŞ: TÜRKİYE MACERASI BAŞLIYOR

Gökhan İnler, Leicester’dan sonra Türkiye’ye gelmek ister ve görüşmelere başlar. Kendisini daha önce de isteyen Beşiktaş’la masaya oturan Gökhan, transferin bitmesine dakikalar kala Beşiktaşlı olur. O sene Quaresmalı, Taliscalı, Adrianolu takımın önemli bir futbolcusu olur ve ilk senesinde kupayı kaldırır.

Futbol oynamayı çok sevdiğini defaatle söyleyen Gökhan İnler, paraya pula bakmadan her zaman direk olarak oynayacağı takımları seçer. Beşiktaş’ta mukavelesi devam etmesine karşın içindeki futbol aşkı ile Başakşehir’in yolunu tutar ve 3 sezon da orada geçirir. Ardından 26 senedir 1. Lige çıkamamış Adana Demirspor’a yolu düşer:

ADANA’DA O ATEŞİ HİSSETTİM

“Adana’da o ateşi ben hissettim. Bu şehre bir şey kazandırmak gerek, 26 senedir çıkmamış. Bu beni motive etti. Maddi olarak değil, maddi olarak gitsem başka yerlere giderim, manevi olarak 26 senedir çıkmamış bir takım olduğu için ben bunu tercih ettim. Ayrıca Adana Demirspor zor bir camia, burada da her maçta iyi olman lazım. İyi değilsen seyirciler de baskı yapar. Ben de bu yolu seçtim, istedim. Tabi ki PTT ile Süper Lig arasında fark var. Ama PTT zor bir lig. Herkes orada kolay oynayamaz. Biz de iniş çıkışlar yaşadık, iki hoca değişikliği oldu. Bunlar kolay değil. Ama burada da gücüm vardı, pes etmedim. Aslında futbolda başta ve sonunda hesap çıkarılıyor. Hesap ne, Süper Lig’e çıkmak, işte ben onun için geldim. Bu benim için muazzam bir başarı oldu.”

GEÇMİŞE YOLCULUK: FENERBAHÇE’NİN KAPISINDA NASIL AĞLADI?

Gökhan İnler’in mevcut kariyer yolculuğuna bir mola verip biraz geçmişe gidelim. Aslında Gökhan’ın yolu Türkiye’den çok daha önceleri de geçmiş ama bir türlü istediklerine ulaşamamış. Ne Fenerbahçe ne de Galatasaray’da kapının eşiğinden bir türlü içeri girememiş. Gökhan, hayal kırıklıkları ile dolu o gençlik günlerini şöyle anlatıyor:

“Ben İsviçre’de oynarken Fenerbahçe’de denenmek ister misin diye bir teklif geldi. Bu şans her gün gelmez, hemen kabul ettim. Yanımda bir başka gurbetçi arkadaşım Önder Çengel ile Fenerbahçe’nin Almanya kampına gittik. O dönem teknik direktör olan Christoph Daum bizi beğendi ve 4 senelik mukavele önerdiler. İmza attık, İstanbul’da idmanlara çıkıyorduk ama lisans çıkmıyor bir türlü. Yönetime soruyoruz lisans ne zaman gelecek diye ama gelmiyor. Lig başladı, biz oynayamadık, kadroya giremedik. Tribünden maçlara bakıyorduk. Artık son gün Samandıra’da oturduk, Daum üzgün, bir şey diyemiyor. Yöneticiler bana ve Önder’e ‘ikiniz bugüne kadar süper idman yaptınız, süper futbolcularsınız ama şu anda yeriniz yok. Bize fesih kağıdı koydular önümüze, tecrübe yok, baskı altındaydım, Türkçeyi de o kadar iyi konuşamıyordum. Fesih kağıdını o baskı altında imzaladım. Fesih ne demek? Takımsız demek. Otoparkta babamı aradım, ilk defa futbolda ağladım ben. Dedim baba yolda kaldım, Fenerbahçe benim mukavelemi feshetti, takımsızım.

HAGİ’NİN YÜZÜNÜ BİLE GÖREMEDİM

Babam da gelmek istedi, yok yok dedim gelme. Üzüldüm yani, Fenerbahçe öyle geçti. Bu sefer beni getirenler seni ve Önder’i Galatasaray’a denemeye yollayacağız dedi. Samandıra’dan taksiyle tüm bavullarla iki saat Florya’ya. Birkaç idmana çıktık Paf takımı ile. Ertesi gün yapılacak bir hazırlık maçında Hagi’nin bizi görmeye geleceğini haber verdiler. Bir anda çok motive olduk ama akşam Önder bana maça gelmeyeceğini, bir tanıdığının onu Beşiktaş’la idmana çıkaracağını söyledi. Gerçekten de sabah kalktım, Önder gitmiş, ortada yok. Ben kahvaltıdan sonra giyindim sahaya çıktım ama Önder gelmediği için Hagi’nin beni de görmek istemediğini söylediler. Hagi’nin suratını bile göremedim. Orada dedim artık beni bırakın, kendi başıma taksiye bindim ve bir arkadaşıma gittim, durumu anlattım. O da Sergen Yalçın’ın kardeşi ile çok iyi arkadaşmış onun sayesinde Paf takımına gittim Del Bosque zamanında. Biz maç yapıyoruz ben Paf’ta, Önder A takımda. Beni beğendiler, iyi idmanlar yaptım, Del Bosque de ok verdi ama bu sefer Basel beni bırakmadı. 3-4 aydır kulüpsüz kalmışım ve lisansım halen İsviçre’deydi. Sonra geri döndüm işte. “

Genç yaşlarda üç büyük kulübün kapısından dönen Gökhan İnler, bir yandan da milli takımın ilgisini çeker. Zürih’te oynarken Türk milli takımından teklif alır ve koşarak Türkiye’ye gelir. Her Türk çocuğu gibi milli takım forması giymek onun da en büyük hayalidir. Ancak hayat onu çok farklı yerlere sürükler… Şöyle anlatıyor:

MİLLİ TAKIMDA BENİM YÜZÜME BİLE BAKMADILAR

“Beni İskoçya’ya karşı oynamak üzere Ümit Milli takıma çağırdılar. Ama orada da farklı şeyler döndü, çok detaylara girmek istemiyorum. Gelince biraz farklı hissettim kendimi, oyuncularla, antrenörlerle, farklı davranış diyeyim. O dönemde Reha Kapsal ve Tolunay Kafkas Ümit Milli Takımın başındaydı. İskoçya’ya karşı oynadık ama kendimi mutlu mu mutsuz mu diyeyim, karışık hisler içerisindeydim. Oynadık ikinci yarıda sonra geri döndük Zürih’e, bir daha da çağırmadılar.

O dönem rahmetli Köbi Kuhn, İsviçre A Milli Takım hocasıydı. Direk geldi ve benimle özel bir görüşme yaptı. 2008’de İsviçre’de yapılacak Avrupa Şampiyonası’nda beni dire oynatmak istediğini söyledi. Sonuçta baksan İsviçre bana hep değer verdi. Ben buraya geldiğimde ise benim yüzüme bakmadılar. Ümit Milli takımda oynamak isterdim, yalan bir şey yok ama çağırmadılar. Diğer yandan İsviçre’de hoca geldi ve bana yolu açtı. Bana değer verene ben de değer veririm, bu net. İsviçre’de 89 maça çıktım, kaptan oldum. Türk oyuncu için kolay bir şey değil İsviçre’de bunu başarmak. Sonra Avrupa’da gördüğünüz gibi kime karşı oynadım, Türkiye’ye karşı. Üzüldüm, üzgündüm, belki ben öteki tarafta olabilirdim ama değildim.”

spot_img

SON YAZILAR

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR