Yaşar Kemal romanlarından bal krallığına / Anavarza Bal’ın hikayesi

Storybox / Özel Röportaj

Adana Kozan’da faaliyet gösteren Anavarza Bal, Türkiye’nin en büyük iki markasından biri. Ama ne bu üretimin Kozan’da yapılması tesadüf, ne de markanın Anavarza olan ismi. Belki çok fazla bilinmez ama Kozan Türkiye’de en fazla bal üretiminin yapıldığı yer. Anavarza da Yaşar Kemal’in İnce Mehmet romanında geçen devasa antik kent. Efes antik kenti kadar bilinmese de içerisinde yatan tarih belki de insanlığın bir bölümüne ışık tutacak nitelikte. Kozan’da dededen balcı olan Can Sezen, küçük bir atölyeden başlayıp şu anda tesis olarak dünyada ilk 10 arasında Anavarza Bal’ın kuruluş hikayesini Storybox’a anlattı…

EN ÇOK BAL ÜRETEN İLÇE KOZAN

Sezen Ailesi 1979 yılından bu yana Çukurova bölgesinde ticaretle uğraşan bir aile. Hatta genelde alışverişin toptancılardan yapıldığı Kozan’da 1993 yılında ilk perakende marketi kuruyorlar. Ticaret ve al-satçılık güzel olmasına güzel ama ailenin aklı fikri üretimde. Ne üretebiliriz nasıl yapabiliriz diye düşünürken Kozan’ın yılda 4 bin 500 ton ile Türkiye’nin en fazla bal üreten ilçe olmasından yola çıkarak 1995 yılında Anavarza markasını hayata geçirip bal üretimine başlıyorlar. Kozan’da yaklaşık 2 bin ailenin balcılık yapması da en önemli coğrafi avantajları elbette.

Hatta bölgede bal tenekeleri kimi zaman yastık altı altın gibi tasarruf olarak evlerde, depolarda tutuluyor. Çocuk mu evlendirilecek, çıkar depodan balları, sünnet mi var hemen gelsin ballar sat tüccara. İşte bal üzerinden dönen bu ekonomi Anavarza fikrinin temelini oluşturuyor.

İNCE MEHMET ROMANLARININ KENTİ

Anavarza’nın ismi de bölgenin antik kenti olmasından ileri geliyor. Hatta Anavarza antik kenti, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Yaşar Kemal’in belleklerimize kazınan İnce Mehmet romanında işlediği kent. Efes’ten sonra bilinen en büyük antik kent olan Anavarza, sonrasında yapılacak çalışmalarla belki de insanlık tarihinin önemli bir bölümüne ışık tutacak. Bu mesajımızı buradan verip hikayemize geri dönelim…

450 metrekare bir atölyede kurulan Anavarza Bal, 2011 yılında ciddi bir yatırımla ve laboratuvar imkanlarıyla dünyanın ilk 10 tesisinden birisi haline dönüşüyor. Bölgedeki arıcı çokluğu en büyük avantajları. Şu anda dünyanın birçok ülkesine ihracat yapıyorlar ve yıllık üretim 10 bin tona ulaşmış durumda.

KEŞKE BİZİM DE BİR TABELAMIZ OLSA DERDİM

Anavarza’yı markalaştırırken büyük zorluklar yaşadıklarını ancak gelinen noktada Kozan’dan çıkan bu markayı hem Türkiye’de hem de dünyada kabul ettirdiklerini belirten Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, şöyle konuşuyor:

“Şu an balda analiz olarak ne varsa hepsini yapar durumdayız. İşi sıfırdan bu hale getirdik ama tabi ki zor. Çünkü markalaşmak kolay bir iş değil ve biz de bu anlamda çok zorluklar yaşadık. Ama hep hayalimiz satmaktan ziyade bir şeyi üretme üzerineydi. Mesela marketçilik yaparken, ortaokulda filandım herhalde, toptancılar sitesinde o tabelaları falan görünce keşke bizim markamızın da yazdığı bir tabela olsa. Şimdi çok şükür Türkiye’nin her yerinde Anavarza markasıyla o tabelalar var. İnşallah bundan sonra da o küçükken kurduğumuz tabela hayali Türkiye’nin dışındaki ülkelerde de gerçekleşir. Bir de tabi gönlümüz istiyor ki, dediğim gibi biz aile şirketeyiz, benim çocuklarım da, çocuklarımın çocukları da bu süreci devam ettirsin.”

Yaşadıkları zorlukları anlatırken, 2011 yılındaki yatırım atağında başlarına gelen bir hadiseden de bahsediyor:

“Yaptığımız yatırımlarla birlikte kavanoz tasarımımızı da değiştirdik. Bizim kavanozlar bir arıyı simgeleyen tasarım. O tasarım ilk oluştuğunda, lansmanı yapılacak, kataloglar basıldı, her şey tamamlandı. Ama o dönemde kavanozu üretecek firma bir karar aldı ve üretmeyeceğim dedi. Her şey hazır, reklam hazır, ekip hazır… Biz 15-20 gün bunun çok ciddi bir krizini yaşadık. Sonra karşılıklı görüşmelerle ve belli bir ikna süreciyle süreci tamamladık. Ama o zor bir dönemdi.”

DERDİMİZ TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARMAK

Sezen’e göre Türkiye bazı verimlilik sıkıntılarına karşın balcılıkta iyi durumda ve dünyanın ikinci büyük arıcılığına sahip. Fakat burada asıl önemli olan katma değerli ürünler ve çeşitlilik. Sezen, “Türkiye’deki doğa, Türkiye’deki coğrafya hiçbir yerde yok. Düşünün, 500’e yakın bağlı endemik bitki var. Sizin dünyaya satabileceğiniz, hiçbir yerde olmayan ciddi bir ürün potansiyeli var. Bizim biraz da derdimiz o ürün potansiyellerini ortaya çıkarmak.” diyor.

Sezen, balların karıştırılmasına biraz karşı. Avrupa’nın kara bal diye aradığı balın bizim meşe balı olduğunu söylüyor ve devam ediyor:

TÜRKİYE’DE 500 BALLI BİTKİ VAR

“Ama biz ne yapıyoruz, karıştırıp çiçek balı diye karma satıyoruz. Bizim iddiamız da o zaten. Bu tip özel balları, çiçek nektarına göre oluşan özel balları, bu şekilde anlatabilmek. Çünkü topraklarımızda çok çeşit var. Ay çiçeğinden okaliptüse, lavantadan meşeye, harnuptan akasyaya Türkiye’nin bu zenginliğini burada ayrıştırıyoruz. Bizim tespit edip harmanlamada kullandığımız yaklaşık 35 tane bitki çeşitliliği var. Ama bu Türkiye’de 3 bin 500’e kadar gidiyor ve bunun 500 tanesi ballı bitki.”

SAHTE BALI AYIRT EDEMEZSİNİZ

Peki bir balın gerçek olup olmadığını biz tüketiciler bakarak, koklayarak veya başka şekillerde ayırt edebilir miyiz? Cevabı Can Sezen veriyor: Maalesef hayır

“Yok yakarak, yok elle veya kalemle üzerini çizdiğinde filan… Onların hepsi tevatür. Analiz olmadan tadına, kokusuna, rengine bakarak gerçek ya da sahte olduğunu anlama şansınız yok.

Keşke öyle bakıyor olsak, o zaman bu kadar yatırıma, bu kadar laboratuvara hiç gerek kalmazdı.”

spot_img

SON YAZILAR

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR