Mutfakta devrim yapan Türk / Görünmez ocağın mucidi Dexcook

StoryBox’ta bu hafta mutfaklarda bir devrime imza atan Dexcook’un kurucusu Recai Üçok’un hikayesi var. Babası da kendisi gibi mucit olan Üçok, doğal minarellerden oluşan plakaların altına koyduğu görünmez ocaklarla mutfaklarda yeni bir çığır açtı. Etrafındaki herkesin ‘deli misin, yapma, etme’ demesine karşın kendisine inananlarla yola çıkan Üçok, şu anda iki fabrika ile üretip bu ocakları dünyaya satıyor. Üçok, fuarlarda bu ürünü Türklerin yaptığına önce kimsenin inanmadığını ancak kendilerinin gururla ‘Evet, bunu yapan Türkiye’den çıktı, tüm yazılım ve teknoloji bize ait’ dediklerini söylüyor. Üçok, “Konu maddiyatla alakalı değil, bir şeye inanmakla alakalı. Bu başarı ekip inandığı için ortaya çıktı, benimle ilgisi yok” diyor.

Dexcook’un kurucusu Recai Üçok’un hayat hikayesi Amasya Gümüşhacıköy ilçesinde 1983 yılında başlıyor. Gençliğine kadar olan süreçte hep Amasya’da kalan Üçok’un şimdi yaptığı işin temelleri de bir bakıma çocuklukta atılıyor. Dedesi zengin olduğu için babasının pek çalışmadığını ama kendisini bir makine icat etmeye adadığını söyleyen Üçok, etrafında kurulan bu mucitlik düzeninden çok etkilendiğini ve kendisinin de bu yolda ilerlediğini belirtiyor.

Babasının elektrik mekanik bilgisi çok yüksek bir adam olduğunu ve çocukluğunun tamamen bu elektronik devrelerin arasında geçtiğini ifade eden Üçok, dedesinin de kendisini kırmayarak oyun oynaması için 3 kamyon hafriyat toprağını bahçeye döktürtmesinin daha sonra okuyacağı mimarlığın ilk taşlarını döşediğini anlatıyor. O toprak yoğunluğunun içerisinde barajlar, setler ve küçük köprüler inşa ederek oyunlar oynadığını hatırlayan Üçok, “Geriye kalan kısımda da babamın özellikle mekanik, elektronik bilgisinden kaynaklı atölyede vakit geçirirdim. Empirmeler, devreler, lehim makineleri benim oyuncağımdı. Dedem çok zengin olduğu için babam çalışmıyordu. Türkiye’de olmayan bir hızar bileme makinesini icat etmek için tam 17 yıl uğraştı. Şimdi günün sonuna baktığımda, aslında oradaki elektronik cihazlarla bağım ve merakım beni bugünlere getirdi.” diye konuşuyor.

HAYATININ KIRILMA NOKTASI ASKERLİK

Üniversite için İstanbul’a gelen Üçok, Mimar Sinan Üniversitesi mimarlık bölümünü kazanır. Tabi ilk başlarda taşradan gelen bir öğrenci olarak biraz zorlanır ama çabuk atlatır. Üçok kendi hayatının kırılma noktası olarak da askerliği gösteriyor. Doğuda terörün en yüksek olduğu dönemde jandarma komando olarak 15 ay yedek subay olarak askerlik yapan Üçok, “Oradan sonra gündelik hayattaki suni problemlerin aslında çok yapay olduğunu anlamış oldum. Çok uzun süreli intikaller, yürüyüşler, kış şartları. Özellikle insan vücudunun maksimum ne yapabileceğini görmüş oldum. Tekrar normal hayata döndüğümde her şey o kadar pratik ve kolaydı ki benim için, bunu o anda hissediyorsunuz zaten.” diyor.

İş hayatına büyük bir inşaat firmasının proje ekibinde görev alarak başlayan Üçok, çizim yeteneğini ilerlettikten sonra İstanbul Şişli’de ilk ofisini ortağıyla birlikte açar. Şirket ufak ufak büyüme yoluna girerken, kendisi de ventilasyon denilen havalandırmalı mekanik cephe sistemleriyle alakalı İtalya’da eğitim alır. İstanbul’a döndüğünde bu kez de bu faaliyet konusu üzerine bir şirket açar ve hem Türkiye’de hem de yurt dışında bir çok projeye imza atar. Sonrasında teknik porselen denilen seramik dünyasıyla tanışır. Türkiye’deki ve yurt dışındaki büyük üreticilerle partnerlik yapmaya başlarlar. Çocukluktan gelen elektronik merakıyla porseleni, porselenle pişiriciyi birleştirme fikri, yani Dexcook’un ilk taşları da kafasında o dönem döşenmeye başlar. o dönemi ve sonrasını şöyle anlatıyor:

TEKNİK PORSELENLE PİŞİRİCİYİ BİRLEŞTİRME FİKRİ

“Teorik olarak teknik porselenle pişiriciyi birleştirme fikri ortaya çıkınca biz bunu gündemimize aldık. Mühendis bir arkadaşımızı ve uzman ekibi Amerika’ya teorik eğitimler için gönderdik. Orada bir süre kaldıktan sonra Türkiye’ye döndüğünde, bu projenin ticari olarak fayda maliyet ilişkisini masaya yatırdığımızda, çok büyük bir açığın olduğunu fark ettik. Hemen componentler bazında araştırmalara gittik. İlk önce bu ürünün üretimiyle alakalı çalışmalar ve pazar araştırmaları başladı. Bileşenlerin performans, dayanıklılık ve AR-GE inovasyon süreçlerine hız verdik. Birinci yılın sonunda iş artık realize olmaya başladı. Bununla birlikte bir üretim tesisi organize ettik. Ürünümüzün ana componenti olan teknik porselenle ilgili bir yatırım hayata geçirdik. Yapmamız gerekenler biraz daha belirginleşti. 16-17 kişilik ekiple her tür detayına çalışarak bir süreç başladı.

PORSELENLER KIRILDI VE PATLADI

Bu ürünü biz bitirdiğimizi düşündüğümüz anda, belli yaşlandırma tesislerini yapmadan önce, kısa bir mutluluk yaşadık. Dedik ki projeyi bitirdik harika, ama üzerindeki porselenin pişirmeden bir süre sonra kırıldığını ve patladığını gördük. Biz çünkü ilk önce elektronik aksamla alakalı bir buluşu hayata geçirmeyi istiyorduk. Mecburen üzerindeki malzemeyle de alakalı bir AR-GE inovasyon sürecine girmek zorunda kaldık. Normalde bu seramikler aslında çok yüksek derecelerde pişiriliyor fakat ani ısı geçişlerinde termal şoklara dayanıksız olduğunu görmüş olduk.

Orada çok demoralize olduk. Projeyi rafa kaldırmak üzereyken sonra tekrar bir heyecan ve motivasyonla başladık. Zahmetli, yorucu hatta bazen pes etmeye yakın süreçler oldu ama ekip arkadaşlarımızla bu konuyu şölene çevirdik ve bu parçayı da 2 yıllık bir süreçte olması gereken seviyesine ulaştırdık.”

TÜRKİYE’DE İNOVASYON ÇOK ZORLU BİR SÜREÇ

Anlatması kolay olmasına karşın Türkiye’de bu tarz inovasyon projelerini yürütmenin hiç kolay olmadığını belirten Üçok, “Ülkedeki en büyük problemlerimiz, ülkeye katma değer katabilecek projelerin eksikliği. Biz Avrupa’da bu konuları istişare ederken şunu gördük. Biz Türkler olarak aslında sosyolojik açıdan hala atın üzerinde devam eden, avını bulup parçalayan, yerleşik hayata daha henüz geçememiş, ama inanılmaz dinamik, çözüm odaklı ve çözüm üretebilen bir kafa yapısına sahibiz. Yaşadığımız coğrafya itibarıyla gündelik problemlerimiz çok ve uzun vadeli projeler yapamıyoruz. Biz burada 16-17 kişilik ekiple, normal olmayan insanlarla beraber gerçekten zor şartlara rağmen, hiç pes etmeden usanmadan ülkeye katma değer motivasyonuyla yola çıktık. Bu yolda bu ürünün her türlü problemi, bizim için bir keyfe dönüştü. Toplam 3.5 yıllık süreci konuşuyoruz. Zor, uzun bir süreç. En büyük problemlerimizden biri de bu süreçler çok maliyetli ve zahmetli süreçler. Ekibin sübvanse edilmesi gerekiyor, motivasyon çok önemli. Biz tabi ekipteki arkadaşların belli imkanlarını oluştursak da projenin satışa geçmemesi herkesi çok demoralize etti. Çünkü bir ürün yapıyorsunuz, hayata geçiriyorsunuz ama sene gibi uzun bir süre insanlara dokunmuyor. Siz de dik durmak zorundasınız, Türkiye gibi bir yerde yapmak zor. ” diye anlatıyor.

“ÜRÜN MUTFAKTA DEVRİM YARATACAK”

Global pazarda dünyada pişirici sektöründe ilk 5’e girecek bir projeyi hayata geçirdiklerini ve isimlerini de o yüzden İngilizce DexCook koyduklarını anlatan Üçok, ihracata da ufak ufak başladıklarını söylüyor. Distribütörlük anlaşmalarının ise çok hızlı gittiğini kaydeden Üçok, “Şu anda Manisa ve İstanbul’daki iki üretim tesisimizde toplam 170 kişi çalışıyor. Piyasayı hızlı bir şekilde tek kalemde domine etmek istiyoruz. Ürünün nihayi bir şekilde son kullanıcıya ulaşmadan önce kopyalarının ve muadillerinin çıkmaması için hem yurt içinde hem globalde çok büyük anlaşmalar imzaladık, siparişlerimizi aldık.” diyor.

Bu sürecin kesinlikle bir hayalle başladığını ve çok ciddi inovasyonlar yaptıklarını belirten Üçok, ürünün mutfakta bir devrim yaratacağını ve yakında tüm mutfak kültürünü değiştireceğini söylüyor: “Ürünün temizlik kolaylığı, performans hızı ve estetik yaklaşımları inovatif sistemler ile birleşiyor. Kattığımız yenilikler çok fazla. Hatta çalışmalarımız ütopik anlamda devam ediyor. Buzdolaplarında sensörler var, içinde ne olduğunu görebiliyorsunuz. Biz buzdolabımızla pişiricimizi ocağımızı konuşturmaya çalışıyoruz. Buzdolabının içinde bulunan domates ve biber son kullanıcıya geldiğinde, ‘dolapta biraz domates biber var, menemen yapmak istemez misin’ diyebilecek. Şu an sesli yönetimle ocağımız çalışıyor, cep telefonu yöntemiyle de çalışıyor. Bunlar projenin ikinci, üçüncü steplerinde de hayata geçireceğimiz işler aslında.” diyor.

PES EDENLER OLDU, VAZGDEÇTİĞİMİZ OLDU AMA BIRAKMADIK

Yola sadece 4-5 kişilik bir kadroyla çıktıklarını ve süreç içerisinde bazı pes eden arkadaşlarının olduğunu söyleyen Üçok, şöyle devam ediyor:

“Sektörün haricinde ‘deli misin, çok güzel işin var devam et, bunlarla zaman kaybetme’ diyen arkadaşlarımız da oldu. Bize en başından beri inanan takım arkadaşlarımız hala buradalar. Ama evet, bu konuda mahalle baskısı dediğimiz o baskıyı iliklerimize kadar hissettirdiler.

Vazgeçtiğimiz dönemler oldu, net söyleyeyim, bunu itiraf edeceğim. Projeye ölü hücre gibi davrandığımız dönemler de oldu. 1 ay, 1.5 ay ona küstük, arkamızı döndük. Ama sonra tekrar geri döndük projeye, ekiple bir daha toplandık. Problemlerimizi ortaya koyduk, çözülüp çözülemeyeceğine karar verdik, sonrasında tekrar start verip projeyi şu anki yerine getirdik. Yarım bir aşk hikayesi olsun istemedik, hep aklımızda kalacaktı. 70 yaşıma geldiğimde sallanan bir sandalyede keşke bunu yapmasaydım ya da yapsaydım cümlesini kurmamak için bize düşen görev, bu projenin hayata geçmesi için tüm zorluklara ve problemlere göğüs gererek süreci sonlandırmaktı. En önemli konu da ekibin buna inanıyor olması. Bunu gerçekten tüm samimiyetimle söyleyebilirim, konu maddiyatla alakalı değil, bir şeye inanmakla alakalı. Ekibin inanması, bu başarı hikayesindeki en önemli unsur, benimle hiç alakası yok.

Bir şeye inanınca ve ısrar edince oluyor. Tabi bu bir anksiyete aslında. Çok büyük risk barındırıyor. İnsan hayatına dokunacak bir işlem, bir çalışmanın içine giriyorsanız, belli anksiyeteleri de içinde barındırıyor. Günün sonuna baktığında ben çok büyük keyif aldığımı söyleyebilirim. Çünkü sabah buraya koşarak gelmek, gece heyecandan uyuyamamak, ekip arkadaşlarımıza da dün mesela hepimiz gözlerimizin içine bakıyoruz bunu tarif etmek gerçekten zor. Mutfakta böyle bir devrim yapmak ve bunun Türkiye’den çıkması bizi çok mutlu ediyor. Fuarlarda duyuyoruz, bunu yapan Türk mü, Türkiye’den mi çıktı, bunu böyle bastıra bastıra keyifle söylüyoruz. Bunun yazılımının, inovasyonunun, AR-GE’sinin ve tasarımının Türkiye’deki mühendis ve ekip tarafından yapıldığını söylüyoruz.”

PROBLEM ÇÖZME YOLU UZUN YÜRÜYÜŞLER

Üçok, iş hayatında bir problemle karşılaştığında onu çözebilmek için ata bindiğini veya askerlikten kalma alışkanlığı olan uzun yürüyüşler yaptığını söylüyor: Sabah ezanı yola çıkıp gece 02,00’ye kadar sırtımda çanta uzun yürüyüşlerle süreçleri değerlendiriyorum. Şunu net deneyimleyebilirsiniz, çok uzun süreli yolculuklarda, eğer sırtınızda da bir yük varsa, bir hedefe gidiyorsanız, kendi içinizdeki konuşmayla birlikte bir çok sorunun cevabını kendi kendinize veriyorsunuz. Yorgunluk, ter, sıcak, soğuk ama o kendi içinizdeki mücadele ile birlikte hedefe giderken çok keyifli bir süreç bu. Modern tabiriyle trekking’i tavsiye ederim, uzun yürüyüşler çok keyifli ve anlamlı.”

Üçok, iş hayatındaki başarısından bahsederken sabırın önemine de vurgu yapıyor. Sadece inanmanın yetmediğini belirten Üçok, “inanmanın ötesinde bazen sosyal hayatınızda, bazen de çevrenizde fedakarlıklar yapmanız lazım. Belli anksiyetelere göğüs germeniz gerekiyor. Cesaret sadece yeterli değil. Başarı bir çok disiplin bir araya geldiğinde ortaya çıkıyor. Kaybettiklerinizle kaybetmedikleriniz arasındaki dengeyi iyi kurmak gerekiyor. Bu başarının sabah 9 akşam 6’ya sığacak bir mesai mantığında çıkabileceğini düşünmek hayal olur. Biz buraya gelirken bir çok şeyi de kaybettik. Kazandığımız şeyler oldu ama hayatımda kaybettiğim çok şey oldu, güzel şeyler de kaybettim. Belki güzel bir çiçeğin kokusunu duyamadık, belki güzel bir detay atladık, kaybettiğimiz onlar. Belki daha görmediğimiz bir çok şeyi kaybettik ama pişman değilim asla. Çünkü dünyadaki insanlara dokunmak ve ülke için katma değerli bir projenin parçası olmaktan ancak şeref ve onur duyarım.” diyor.

MATEMATİĞE YER AÇMAMIZ GEREKİYOR

Konuşmasında matematiğin de öneminin altını çizen Üçok’a göre Türkiye’nin en önemli problemlerinden biri ‘sözelci’ olması: “Her şey sözel, matematiğe hayatımıza hiç yer veremedik. Matematik çok kıymetli bir konu. Yapacağınız işte matematiğin mutlaka yeri olması gerekiyor. Yine ekipteki arkadaşlarımla hep böyle klişe söylediğim, hatta sıkıldığım bir şey var, etrafınızdaki 5 kişi neyse siz osunuz. Etrafınızdaki 5 kişi eğer ahlaklıysa siz daha ahlaklısınız, daha akıllıysa siz daha akıllısınız, çalışkansa daha çalışkansınız. Benim en büyük şansım etrafımdaki 5 kişinin birbirinden keyifli insanların olması.” diyor.

AKILLI MASA GELİŞTİRECEKLER

Üçok, geliştirdikleri görünmeyen ocak sistemini ve avantajlarını da şu şekilde anlatıyor:

“Ocağın üzerinde kullandığımız malzeme, doğal ürünlerden oluşan ancak fabrikada üretilen ve belli kimyasal ürünlerin oluşturduğu bir ürün. Çizilmiyor, kırılmıyor, darbe dayanım testlerinde performans testleri çok güzel ve mutfak kültüründe ihtiyacı olan tüm performansları karşılıyor. Fabrikada yapılmasının sebebi de şu, bu ürünün termal şok dediğimiz kısmı çok kıymetli. Ürünün çizilmeyen olması veya darbe dayanımlı olması yeterli değil, belli ısı geçişlerinde de mutlaka performansının yüksek olması gerekiyor çünkü bizim en çok vakit kaybettiğimiz alanlardan biri de buydu. Plakanın kendi başına da bir ürün olması gerekiyor.

Burada en çok zorlandığımız konulardan birisi asıl ürettiğimiz şeyi kimse görmüyor. Gizli ocak, burada belli showroom’larda avantajlarını yaşıyoruz ama dezavantajlarını da yaşıyoruz. Çünkü görünmeyen bir şey. Plakaların altında ikili, dörtlü, altılı modellerimiz mevcut. Bu ürünün tasarruflu olmasının sebebi, yemek pişerken normal geleneksel ocaklarda kalorinin yarısını kaybedersiniz, o yüzden mutfaklar çok sıcak olur. Ama burada kaloriyi hiçbir yere kaçırmıyorsunuz. Ortam sıcaklığını değiştirmeyen bir konu aslında. Yüzde 40 tasarruf sağlıyor. Bir litre suyu 16 dakika kaynatırken, burada 4.5- 5 dakika gibi bir sürede kaynatabiliyorsunuz. Bunun yanında temizlik olayı da en büyük avantajlarından bir tanesi.

Bazen arkadaşlar yanlış anlıyor. İnduction teknolojisini biz bulmadık. İnduction mantığı aslında Nicola Tesla’nın bulduğu, teorik çalışmalarını yürüttüğü, sonra bir dönem Almanların demir eritmede kullandığı bir yapı. Bizim yaptığımız AR-GE ve inovasyonla onun aktarım mesafesi ve bu kompadentlerin birleştirme konusu.

Mesela bir mobilya firması geldi, onlara bir masa tasarlıyoruz. Yani smart table dediğimiz akıllı masa. Hem yemeğini pişirebildiği hem de normal yemek masası olarak kullanabildiği masa. Bu ürünün taliplileri arasında yat ve karavan firmaları da var çünkü burada asıl olarak alan kazandırıyoruz. Normal zamanda domatesini kestiğini, sonra domatesini temizleyip yemek pişirebildiği ve yemek yiyebildiği bir alan. Metrekarelerin çok kıymetli olduğu yerlerde bunu görüyoruz. Müteahhit perspektifinde baktığınızda çok ciddi avantajları olan bir ürün, çünkü küçük mutfaklarda ana tezgahlarda etkili ama küçük alanlarda daha çok etkili. Çünkü alan kazanıyorsunuz.

Şu anda İspanya’dan, Almanya’ya, Kanada’ya 16 ülkeye ana dağıtıcı haklarını verdik. Türkiye’de bir çok bölgede distribütör anlaşmalarını da sağladık. İskandinav ülkelerinden bize çok ciddi talepler geliyor. “

spot_img

SON YAZILAR

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR